Umut veren yeni enerji kaynakları

2.7.2010

Yeni enerji kaynakları’na yatırım yapanlar, yine, yeni, yenilenebilir enerjilere bel bağlıyorlar. Bu yatırımcılar kadar ‘heyecanlı’ olmasalar da, uzmanlar ‘en azından araştırmaya değer’ diyorlar. İşte umut veren yeni enerji kaynaklarından bazıları.



Petrol yerine mikro-su yosunu

Biyoyakıtlar, insanların beslenmek için ihtiyaç duyduğu tarım ürünlerine rakip olduğu için çok eleştiriliyor. Peki tarım alanlarını hiç işgal etmeden biyoyakıt elde etmek mümkün olsaydı?

İşte uzmanlar, mikro-su yosunlarının ‘bu mucizeyi’ yaratacağını umuyorlar; su yosunundan elde edilebilen biyoyakıtın dönüm başına mısırın 100 katı olduğunu iddia ediyorlar. Su yosunu çok az su tüketiyor, hacmi günde 2-3 kere katlanıyor.

Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden ExxonMobil bu alanda Ar-Ge için 600 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. Ama asıl start-up’lar bu konuya odaklanmış durumda. Aurora Biofuels adlı şirket su yosunundan elde ettiği biyoyakıtı 2012’de piyasaya çıkarmayı planlıyor; yıllık biyodizel kapasitesinin 45 milyon litre ve varil fiyatının 55-60 dolar olacağını tahmin ediyor.



Doğalgaz, Amerika’nın yeni umudu

Rusya, dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi. Ama bu üstünlüğü tehlikede. Rus enerji devi Gazprom, ocak ayında yaptığı bir açıklamada satışlarının düştüğünü, sebebin de ‘Amerikalılar’ın alışılmış kaynaklar dışında ürettikleri doğal gaz’ olduğunu duyurdu.

Bu kaynakların ilki, kayaların arasına, çok küçük çatlakların içine sıkışmış doğalgaz. Büyük miktarlarda ama çıkarılması zor. Tabii ki yeni teknikler geliştirildikçe, yeni kaynaklara ulaşmak mümkün olacak.





Amerikan Enerji Ajansı, çıkarılabildiği zaman, bu yeni doğalgaz kaynaklarının, bugünkü tüketim seviyesiyle ABD’nin 116 yıllık ihtiyacını karşılayacağını hesaplıyor. ABD’de bulunan 4 büyük rezerv 15.570 milyar m3. New York eyaletindeki Marcellus rezervinin yüzölçümü Yunanistan kadar.



Kaynağından gelen bir enerji, ozmoz

Hava şartların ne olursa olsan, 7 gün 24 saat kendi kendine enerji üreten enerji kaynağı hangisidir? Cevap: Ozmoz enerjisi. Anlatılması biraz zor ama... İki büyük su deposu, biri tatlı su, diğeri deniz suyuyla dolu ve aralarında gözenekli bir zar. İki sıvı, fizik kuralları gereği, tuz seviyelerini dengeledikleri için deniz suyu rezervuarında bir boşalma oluyor. Su, bir borudan akıtılırken bir türbini çeviriyor ve elektrik üretiyor.

Böyle ilk ozmoz santrali Kasım 2009’da Norveç’te Statkraft enerji şirketi tarafından hizmete sokuldu. Santralin 2015’te tam kapasiteye ulaşması ve (30 bin hanenin tüketimine eşdeğer) yılda 160 GWh elektrik üretmesi planlanıyor. Statkraft, bu yöntemle yılda 1.700 TWh yani Avrupa tüketiminin yarısına eşdeğer elektrik üretilebileceğini öne sürüyor.



Elektrik üretmek üzere yakılan ‘gizli kömür’

Dünyada en yaygın fosil yakıt, kömür. Ve kömürün, petrol ve doğal gazdan önemli bir farkı da, hemen her ülkede bulunması. Ancak bir sorun var: Bugünkü madencilik teknikleriyle, kömür rezervlerinen yüzde 85’ine ulaşmak mümkün değil. Çünkü bu rezervler ya okyanusların dibinde, ya da çok derinde.

Böyle olunca, enerji şirketleri bu inanılmaz potansiyeli kullarmak için yeni teknikler geliştiriyorlar. Bunların en umut vereni, yeraltı gazifikasyonu. Kömür, bulunduğu yerde, oksijen verilerek ‘yakılıyor’. Çıkan sıcak gaz yeryüzündeki bir santralde elektrik üretmek için kullanılıyor.

Bu sektörde faaliyet gösteren şirketleri bir araya getiren UGC Partnership’e göre, bu teknikle, kullanılabilir kömür rezervleri 3 hatta 4 katına çıkarılabilir.



Yeni nükleer yakıt olarak toryum

Çevre ve insan sağlığı için oluşturduğu tehdit bir yana, nükleer santraller çok az hammadde tüketiyor: 1 ton kömüre eşdeğer enerji elde etmek için kullanılan hammadde sadece 7 gram. Ama kullanılan hammadde, az bulunan ve yenilenemeyen bir kaynak, uranyum. Uzmanlar, bilinen uranyum rezervinin bugünkü tüketimle 134 senede tükeneceğini hesaplıyorlar.





Araştırmacıların en büyük hayali, çevreye zarar vermeden sınırsız enerji üretmeye imkan verecek füzyon. Ama bu teknik henüz araştırma safhasında. Ancak bu arada uranyum yerine toryum kullanmak bir çare olarak görülüyor. Bu radyoaktif element uranyumdan 3 kez daha bol bulunuyor ve termik salınımı çok daha düşük. Ancak bu elementi kullanan özel nükleer santraller inşa etmek gerekiyor. Dünya toryum rezervinin dörte birine sahip olan Hindistan 2012’de bu tür santralleri devreye sokmaya hazırlanıyor.



Dalgaların enerjisini toplayan şamandıralar

Yenilenebilir enerji uzmanlarının gözü okyanuslarda. Deniz akıntılarını ve gel-git hareketini enerjiye çeviren santrallerden sonra, araştırmacılar dalga hareketlerini hedefliyorlar.

Halihazırda 20 kadar farklı teknoloji deneniyor. Mesela Carnegie, deniz seviyesinin hemen altına yerleştirdiği dev şamandıralarla elektrik elde ediyor ve bu teknikle Avustralya’nın elektrik tüketiminin üçte birinin karşılanabileceğini öne sürüyor. Ancak şimdilik bu teknikle elde edilen elektriğin maliyeti (kW saati 12 kuruş yani nükleer elektriğin 2 katı) çok yüksek. Ama mesela rüzgar enerjisinden daha rantabl.



Derin jeotermi: Derinlerdeki sıcak suyu kullanmak

Prensip aynı, toprağın derinliklerindeki suyun ısısını yeryüzüne çıkarmak. Tek fark, burada toprağın çok daha derinlerine ulaşmak gerekiyor. Mesela 5 bin metre derinlikte 200 dereceyi bulan su ısısıyla elde edilen yüksek basınçlı sıcak buhar ısınmada ya da elektrik üretiminde kullanılıyor.

Avrupa Jeotermi Konseyi, bu yolla elde edilebilecek enerjinin 2050 yılında AB tüketiminin yüzde 50’sini karşılayabileceğini hesaplıyor. MIT ise, bu enerji potansiyelinin tam kullanıldığında ABD’nın 2.000 yıllık enerji ihtiyacını karşılayacağını ileri sürüyor.



Petrolü tükettik, gözümüz ‘olmamış petrol’de

Gelişmiş ülkeler (ve gelişmiş ülkeler gibi yaşamayı hayal eden gelişmekte olanlar) sınırsız tüketimlerini karşılayabilmek için dünyanın petrol rezervlerini tüketiyorlar. 30 yıl kaldı diyenler de var 100 yıl diyenler de.

Ama gelişmiş ülkeler ve petrol devleri bu ‘tatlı kaynak’tan vazgeçmeye razı değil. Tüketimlerini azaltacaklarına veya yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapacaklarına, petrol rezervlerini tüketmekle, denizi kirletmeyi göze alarak (bakınız BP) ‘ofşor’ petrol platformları inşa etmekle yetinmiyorlar… şimdi de gözlerini ‘olmamış petrol’e dikiyorlar. Petrol ana kayası denilen ‘oluşumunu tamamlamamış petrolü’ çıkarmaya çalışıyorlar. Organik elementler açısından çok zengin ama yeteri kadar ısı ve basınç altında kalmadığı için ‘petrole dönüşecek zamanı’ bulamamış bu ana kayalardan (ana kayaların petrole dönüşmesi için yüz milyonlarca yıl gerekiyor) petrol elde edilmeye, yani bir mühendisin dediği gibi “doğanın başlayıp da bitiremediğini bitirmeye” çalışılıyor. Özetle ham petrolü tükettik sıra hamın hamında.

Bu yolla 3.000 milyar varil yani dünyanın 100 yıllık üretimine yetecek kadar petrol elde edilebileceği hesaplanıyor. Varil başına 100 doları bulan (yüksek) maliyetine rağmen bu teknik Estonya’da kullanıldı ve halen ABD’de deneniyor.



Yeniden gündeme gelen dev barajlar

Ucuz, (inşaat sırasında çevreye verilen korkunç zararı dikkate almazsanız) çevreye zarar vermiyor, hemen elde edilebiliyor ve stoklanabiliyor. Böyle bakarsanız hidroelektrik ideal bir enerji. Dünya elektrik üretiminin beşte birini üretmesi de bundan.

Gelişmiş ülkelerde inşa edilebilecek hemen her yere bir baraj yapılmışken, gelişmekte olan ülkeler (Dünya Bankası’na göre) henüz hidroelektrik potansiyellerinin yüzde 30’unu kullanıyor. Mesela Kongo nehri üzerindeki Inga barajı tamamlandığında 39.000 ila 44.000 MW elektrik üretecek ki, bu halen dünyanın en büyük santrali olan Çin’deki Üç Vâdi Santrali’nin 2 katı. Etyopya’nın da 40.000 KW’lık bir potansiyeli mevcut.

En büyük engel, maliyet. Inga III projesinin 50 milyar doları (80 milyar TL) bulacağı hesaplanıyor. Bu, Kongo’nun 2 yıllık milli gelirinden yüksek bir rakam. Bir diğer maliyet de çevre. Bu dev barajlar tabiatı allak bullak ediyor.



Çölün öldürücü güneşini enerjiye çevirmek

AB eko-enerji ajansı Desertec’in verilerine göre, “Yeryüzündeki çöller 6 saatte, bütün dünyanın bir yılda tükettiği enerji kadar güneş enerji alıyorlar.” Yani inanılmaz bir potansiyel.

Bu tespitten hareketle, batılı şirketler, Büyük Sahra’da binlerce km2 alanı güneş panelleriyle kaplamaya hazırlanıyorlar. Buradan elde edilecek enerji ‘çok az bir kayıpla’ tüketim merkezlerine aktarılacak. Ve bu yolla 3.000 km çapında bir alanda yaşayanlara (yani dünya nüfusunun yüzde 90’ına) elektrik dağıtılabilecek. Desertec bu yolla AB tüketiminin yüzde 15’ini karşılamayı planlıyor.

Hükümetler, bankalar (Deutsche Bank), uluslararası şirketler (Siemens) bu projeyi desteklerken, karşı çıkanlar maliyetini ‘delilik’ olarak buluyorlar. Projenin (dörtte biri elektrik nakli için gerekli altlapı olmak üzere) 400 milyar avroya (800 milyar TL) mal olacağı hesaplanıyor.



‘Off shore’ rüzgar tarlaları yayılıyor

‘Off shore’ yani denizlerin üzerinde inşa edilen rüzgar santrallerinin verimi, karadakilerden daha yüksek. Böyle olunca giderek daha büyük projeler yapılıyor.

Dong Energy ile SSE’nin İngiltere’nin doğu sahillerinde inşa ettiği ‘off shore’ rüzgar türbinleri, 370 MW kapasitesiyle dünyanın en büyük rüzgar enerji santrali ve maliyeti 1,15 milyar avro. (2,3 milyar TL)

Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği’ne (EWEA) göre, 2009’da toplam gücü 577 MW olan 199 türbinlik 8 yeni ‘off shore’ rüzgar santrali hizmete girdi. Bu, bir yıl öncesine göre yüzde 54’lük bir kapasite artışı demek. (Kaynak: JDN)





Tüm haberler için tıklayınız.


Bizden Haberler
02.07.2010 Umut veren yeni enerji kaynakları


Emlak Yaşam Haberleri
27.10.2017 iki design group,...
27.10.2017 Yapı Merkezi’nden 3...
26.10.2017 NG Residenceta 4 bin...